Kırkayak…

Ormanın yukarılarında, bir ağacın dalında gezinen kırkayak, binlerce bacağını kolayca hareket ettirerek yürüyormuş. Ağacın tepesindeki ötücü kuşlar aşağı bakmış, kırkayağın eşzamanlı adımlarından çok etkilenmişler. “Bu hayret edilecek bir yetenek” diye ötmüşler. “Sayamayacağımız kadar çok bacağın var. Nasıl yapıyorsun bunu?” Ve kırkayak hayatında ilk kez bu durumu düşünmeye başlamış. “Gerçekten de” demiş hayretle, “Yaptığımı nasıl yapıyorum?” Arkasına bakmak için döndüğünde kıl gibi bacakları birbirine çarpmış ve sarmaşık gibi dolanmış. Kafası karışmış ve düğümlenmiş kırkayak telaşlanıp yere düşerken ötücü kuşlar kahkahalarla gülmüşler ona.

Ormanın zemininde, sadece izzetinefsinin yaralandığını anlayan kırkayak, yavaşça, dikkatle, adım adım çözmüş kendini. Sabır ve çok çalışmayla, yeniden ayağa kalkıp yürümeye muvaffak olana dek eklemlerini bükmeye çalışmış, onları denemiş. İçgüdü olan şey malumat olmaya başlamış. Eski, yavaş adımlarıyla yürümek zorunda olmadığını anlamış. Rahat rahat yürüyebiliyor, yürürken kasılıyor, sıçrıyor, hatta koşabiliyor ve zıplayabiliyormuş. O zaman, ilk defa ötücü kuşların ezgilerini dinlemiş ve müzik kalbine ulaşmış. Şimdi binlerce yetenekli bacağının kusursuz uyumuyla, cesaret toplamış olarak, kendi stiliyle etrafındaki bütün hayvanları şaşkına çevirerek, şimdiye dek görülmemiş bir şekilde dans etmeye başlamış.

Kaynak: Robert McKee, Story, Plato Film Yayınları, Aralık 2007, İstanbul, ss. 335-336.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir