Pazarlama evriliyor mu, bitiyor mu?

hbrtr_logo

Bu yazı Harvard Business Review Türkiye için yazılmıştır.

Önemli iki soru var karşımızda. Pazarlamanın yeniden tanımlanmaya mı ihtiyacı var? Yoksa artık bir kenara bırakılmaya mı? Ben, yanlış ve başarısız evrimler, gereksiz parçalanmalar ve güç savaşlarını gördükçe tükenmeye yaklaştığını düşünenlerdenim. Pazarlama unvanlarının sorgulanmaya başlayacağı bir döneme girdiğimize inanıyorum.

Pazarlama artık evrilemeyecek kadar sertleşmiş ve parçalanmaya müsait bir noktaya gelmiştir. Bunun üzerine kuvvetle düşünmek, konuşmak ve yazmak zorundayız. Neden ve niçinlerine bu yazıda değinmeye çalışacağım…

Pazarlamayı daha ne kadar parçalayacağız?

  • Geleneksel Pazarlama
  • Dijital Pazarlama
  • İnteraktif Pazarlama
  • Sosyal Pazarlama
  • Facebook Pazarlaması
  • Twitter Pazarlaması
  • Viral Pazarlama
  • Deneyimsel Pazarlama
  • Etkinlik Pazarlaması
  • İçerik Pazarlaması
  • Kişisel Pazarlama

    ve şu an aklıma gelmeyen başına “herhangi bir kelimenin” konulduğu “pazarlama” söylemleri…

Bu pazarlama başlıklarına baktığımızda aslında meselenin sürekli dağıldığını ve kontrolsüz bir şekilde kendi içinde bölündüğünü görüyoruz. Farklı farklı kurumların kendi cephelerinden “pazarlama” kavramını çekiştirdiğine de şahitlik ediyoruz. Her alanı ayrı ayrı sahiplenen ajansların, eğitim kurumlarının boy gösterdiği, ortak akıldan her geçen gün daha da uzaklaşıldığı bir pazarlama dünyası…

Bu kadar bölünüp parçalanan ve diğer yandan toparlanması için savaşlar verilen bir disiplin 50 yıllık “Pazarlama” tanımı ile bugünlere taşınmış olsa da bundan sonrası için yeterli olmayacak gibi gözüküyor. Özellikle pazarlamanın eski paradigmalarını bugünün güncel durumuyla harmanladıkça “Pazarlama” kavramının başına daha çok kelime ve yorum geleceğini görecek gibiyiz.

Artık bir karar vermek gerekiyor. Yarım asırlık “pazarlama” tanımını ya bölüp parçalamaktan vazgeçip bu meseleye kapsayıcı ve doğru bir anlam yükleyip büyük resme yaklaşacağız ya da bir kenara bırakıp toparlayıcı bir kavrama odaklanacağız. 

İlişki Ekosistemi ve Duygusal Bağlar

Özellikle yeni dönem iletişimde, deneyim, samimiyet, şeffaflık, ulaşılabilirlik ve sürdürülebilirlik vurgularının yapıldığı günümüzde; bu vurgular ile şu an genelde yapılan “Pazarlama” faaliyetlerini yan yana getiremiyorum. Ortaya konulması gerekenin “ilişki” olduğuna ve bu kavrama bağlı bir “ilişki ekosistemi” kurulmasının daha doğru bir tanım olacağına inanıyorum.

Özellikle dijital dünyanın ve dijital vatandaşların iletişimin odağında yer almasıyla birlikte, bireylerin ürün ve hizmetler odağında artık kendilerine yönelik “pazarlama faaliyetleri” yerine; “samimi ilişki” kurulmasını desteklediklerini de net bir şekilde görüyoruz.

iliski2Bu konuda kurumların pazarlama departmanlarının, direktörlerinin ve uzmanlarının yaptıkları iletişimi sürdürülebilir ve samimi bir “ilişki” boyutunda yeniden tanımlamaya ihtiyaçları var.

Pazarlama unvanını taşıyanların, tek kaygısının satış olmadığı ve hedef rakamları ölçümlemekten daha çok duyguları ölçümleyen bir “ilişkileme” zeminine doğru ilerlemeleri gerekiyor.

İlişkilemenin, pazarlamadan daha uzun soluklu, deneyime ve diyaloga dayalı, kuvvetli ve sürdürülebilir olduğunu anlamaya ihtiyacımız var.

Daha uzun yazmak ve detaylara girmek isterdim fakat amacım detaylarda kaybolmak değil, ana fikirde “pazarlama” kavramını sorgulamaktır.

Karl Marx ın 11. Tezinde şöyle diyor; “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.”

Şimdi bu cümleyi pazarlama dünyası için yeniden yorumlamak istiyorum;

Pazarlamacılar “pazarlama” kavramını çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır oysa sorun onu değiştirmektir.

Sizce de “Pazarlama” kavramını değiştirme vakti gelmedi mi?

Not: Bu yazı yıllardır pazarlamanın metotları evriliyor diyenlerin, aslında değişenin sadece metotların değil, kavramın kendisi olabileceğini de sorgulaması ve tartışması için yazılmıştır.

Pazarlama evriliyor mu, bitiyor mu?” üzerine 5 düşünce

  1. tarkan gecgel

    Algının gerçekliğin yerini aldığı günümüzde, zaten pazarlama süreci bu algıyı yönetmek üzerine kurulmaktadır. Bu algıyı iyi yönettiğimiz yani algı ihtiyaç paradoksunu kurduğumuzda zaten beklenen metrikler de istenilen seviyeye ulaşacaktır.

  2. Geri izleme: Asgari nezaket politikası mümkün mü? | Ercüment Büyükşener | Blog

  3. Geri izleme: Kurumsal İletişim Ezberleri Bozuluyor mu? | Ercüment Büyükşener | Blog

  4. Ahmet

    Katılıyorum. Çokta uzun uzadıya pazarlama ile kelimeler türetip kafa karışıklığına sebebiyet vermemek gerek. Ticaretin ve malı satmanın kuralları, tüccarlar, müşteriler, metodları değişssede müşterinin yaşadığı deneyim ve temel ticaret hep aynı kalıyor. Tasarımda olduğu gibi ticarette de kafa bulandırmayıp sadeliğe gitmenin elzem olduğu kanaatindeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir