Gittim, Gördüm, Geldim
Bu koca dünya da ve güzel ülkemizde ayak bastığım yerleri sizinle paylaşmaktan mutluluk duyarım…
eyvah eyvah…
1 Mar

Uzun zamandır sinemada türk filmi izlememiştim. Geçen akşam BKM sosyal medya yönetiminin davetine eşimle birlikte katılarak Ata Demirer’in “eyvah eyvah” filmini BKM salonunda izledik. Film baştan sona sempatik çanakkaleli Hüseyin Badem’in hikayesini anlatıyordu. Filmi izledikçe ve güldükçe anladımki biz Türk halkı olarak kendimize ve başımıza gelenlere gülmeyi seviyoruz

Demet Akbağ her zaman ki gibi oyunculuğuyla göz dolduruyor, Ata Demirer ise oynadığı karakterin hakkını veriyordu. Filmden çıktıktan sonra büyük bir etki bırakmıyor üzerinizde ama keyifli 2 saat geçirmenizi rahatlıkla sağlayabilir. Ancak bu keyif espri anlayışının basit bir düzeyde olmasına bağlı eğer bu seviyeyi yüksek tutarsanız film sizi pek güldürmeyebilir.
Ayrıca dikkatimi çeken bir başka konu ise komedyenlerin kendi yarattıkları tiplemeler üzerinden sinema filmi çevirme olayı. Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik tiplemesinin ardından Eyvah Eyvah bende daha düzeyli ve sempatik bir Recep İvedik filmi izlenimi yarattı. Bu akım başka hangi komedyenleri etkiler bilemiyorum ancak bu filmin kötü olduğu anlamını taşımıyor sadece görüşüme yer vermek istedim.
Çok yakında yayına girecek “Çok Filim Hareketler Bunlar” filmini de merakla bekliyoruz. Eyvah Eyvah başlamadan önce izlediğimiz tanıtım filmi gayet komik ve oyuncuların performansı ile süslenmişti. 2 Saat zihnimizi boşaltıp gülümsememize neden olan eyvah eyvah ekibine, BKM oyuncularına ve sosyal medya yönetimine teşekkür ediyoruz.
TİVİ BİTMEDİ, TİVİ BU!
26 Şub

Televizyon, yıllardır hayatımızın en büyük zamanını alan eğlencesiydi. “Eğlencesiydi” diyorum çünkü internetin yükselişi ve penetrasyonu arttıkça eğlence anlayışımız tamamen dijital bir platforma doğru kayar oldu. Kişi bazında baktığımızda; halen ülkemizin en büyük eğlencesi, televizyon karşısında geçirilen vakit gibi gözükse de internetin hayatımıza girmesi ve ardından hayatımıza hükmetmesi bu dengeleri kuvvetli bir şekilde sarstı. Eğlence anlayışımızda, bilgiye ulaşma süremizde ve neredeyse hayatımızın her alanında interneti hisseder olduk.
Tam bu noktada, internetin gücü sayesinde TTNET’in yeniden şekillendirdiği televizyon anlayışı, ülkemizde ilk defa bu kadar büyük ve emek verilmiş bir şekilde dijital ortamda karşımıza çıktı. TİVİ BİTTİ söylemlerinin televizyonda döndüğü şu dönemlerde (ki ne büyük bir tezattır anlamak mümkün değil TİVİ BİTTİ deyip bunu TV reklamı olarak yayınlamak) inatla TİVİBU diyen TTNET’in servisi artık hayatımızda. Bu servisi inceleme imkânı bulduğumuz özel davetten izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım.
TTNET Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Murat Onuk’un ev sahipliğinde 24 Şubat akşamı verilen özel davette bu servisi detaylıca dinleme, deneyimleme ve soru sorma fırsatı yakaladık. Teknik konulardan sorumlu ekibinde yer aldığı davette uzun uzun sohbet ettik. Önümüzdeki günlerde görsel medyayı yakından ilgilendiren IP TV konusunda da konuşma fırsatı bulduk.
Tekrar asıl konumuz olan TİVİBU’ya dönecek olursak, nedir bu TİVİBU diye sorduğumuz da cevabını “Yeni Nesil Televizyonculuğun İlk Fazı” olarak verebiliriz.
Yeni nesil dememin nedeni ise şu; televizyon yıllardır bizlere yayını aktaran bir cihaz olarak karşımızdaydı. Daha sonrasında biz dizüstü bilgisayarlarımızdaki görsel içerikleri farklı kablolar ya da kablosuz iletişim teknolojileri ile televizyonumuza aktararak bunları izledik. Ama şimdi Televizyonun içinde hangi yayın; internet sayesinde dizimizin üstüne kadar gelerek kişiselleşti. Bu nedenle “Yeni Nesil Televizyonculuk” tanımı bana göre çok doğru bir yaklaşım olur.
Peki nedir bu TİVİBU?
http://www.tivibu.com.tr/ adresinden bilgisayarınıza indirerek kurulum yaptığınız bir yazılım aslında TİVİBU. Bu yazılım şu an TV de izlediğimiz tüm kanalları bilgisayarımızda internet üzerinden izlerken yayın akışını da rahatlıkla görebildiğimiz bir dijital platform. Tabii ki yetenekleri bu kadarla sınırlı değil. Yayın akışı içerisinde programlarınızı seçerek kendi yayın akışınızı oluşturabiliyor, istediğiniz programın saatini haber vermesini istediğinizde uyarı sistemi ile programı kaçırmanızı da engelliyor.
Ayrıca programın bir diğer güzel özelliği ise aynı anda 4 farklı pencerede 4 farklı yayını izleyebilme özelliği, ekonomi haberlerini veya borsayı takip edenler için güzel bir özellikte programın içinde.

TİVİBU’nun bir başka ilgi çekici özelliği ise sinemadan henüz çıkmış DVD’ye çıkmış ya da yıllar öncesinde sinemada oynamış filmlerden oluşan şimdilik sınırlı ama giderek genişleyen bir film veritabanına sahip olması. Filmin vizyondan çıkış tarihine göre 1 ile 3 TL arasında fiyatlandırılan bu filmleri 24 saat boyunca ödediğiniz ücret ile istediğiniz zaman izleyebiliyorsunuz. Evimizde oluşturmaya çalıştığımız DVD arşivlerine yeni bir rakip, online ortamda bizi bekliyor olacağa benziyor.
Tüm bu özelliklerin dışında TİVİBU’ya bir de şu açıdan bakmayı unutmamak lazım, sonuç itibariyle online bir servis olduğundan ve sürekli ses, görüntü aktarımı yaptığı için sınırlı internet kotasına sahip TTNET kullanıcılarının kota aşımına kesinlikle dikkat etmesi gerekiyor.
TTNET kullanıcılarının dikkat etmesi gerekiyor dedim çünkü bu servis ne yazık ki sadece TTNET müşterileri tarafından kullanılıyor olacak.
Birkaç eksik özelliğide eklemelerini ümit ediyorum, kumanda entegrasyonunu bir donanım ile çözebilirler diye düşünüyorum.
İnternet’in gücü, dünyayı yıllardır etkisi altına alan Televizyon izleme anlayışını tahtından indirip, kendi şemsiyesinin altına almış gibi gözüküyor. Bu fazın ardından IP TV’yi de merakla beklediğimi söylemeliyim. Verilen emeğin ve hizmetin arkasındaki ekibi tekrar tebrik ediyorum.
Bizlere güzel bir akşam yaşatan ev sahibi Murat Onuk’a ve orada bulunup bizi ağırlayan, sorularımıza sabırla yanıt verip sohbetini paylaşan tüm ekibe teşekkürler.
Son Söz; Bence TİVİ BİTMEDİ, TİVİBU!
Türk Hava Yollarında sis perdesi…
21 Kas
Bugün Ankara Bilişim Kurultayı’ndaki konuşmam ardından İstanbul’a evimin yolunu tutmak için Esenboğa Havalimanı’na gittim. Online Check-in yaptığım için; hemen biletimi alıp uçağa binerim diye düşünürken, sıra bana geldiğinde uçakların İstanbul’daki sis nedeniyle gecikmeli kalkacağı söylendi. Saat 13:00 te kalkacak uçağın ne zaman kalkacağı belli değilken, gişedeki bayan “sabah 08:50 uçağına biletinizi kaydırabilirim, birazdan kalkacak” dediğinde şaşırdım. Saat 13:00 ve benim biletimi 08:50 uçağına kaydıracaklar. Aslında sabahtan beri İstanbul’a hiçbir uçak kalkmamış ve sırayla kalkacak olduğu için ilk sırada 08:50 uçağı varmış. Neyse bileti kaydırdık; bekle babam bekle saat oldu 14:00 – 15:00 hiçbir yerde bilgi yok. THY görevlilerine gidip durumu sorduğumda; İstanbul’daki sis nedeniyle herşeyin belirsiz olduğunu ve ne zaman hangi uçağın kalkacağını bilmediklerini söylediler.
İnanabiliyor musunuz elimde THY bileti var, üzerinde bir saat, kapı numarası, koltuk numarası vs… yazıyor… Hadi uçak gecikti diyelim; koca THY’de 1 görevli de o bilete karşılık gelecek uçağı bilmiyor. Ortalık nasıl karıştıysa… Peki bu çalışanlar, koca Türk Hava Yolları’nda çalışan insanlar, aldıkları maaşı nasıl hakediyorlar? Böyle mi ” Star Alliance” üyesi olunuyor acaba?
Bu arada “Green Port” isimli havalimanı içinde bir Cafeye VAIO’mu açıp ofisi kurdum. İşlerime bakarken saat oldu 15:20… Yahu dedim artık biri cevap versin! Gittiğim THY görevlisine sert çıkıştım. Görevliden gelen yanıt; “durun sizi gidecek uçağa yazalım”. Yahu madem bu uçak vardı; neden haber vermiyorsun? Neyse biletimi aldı, “siz oturun ben biletinizi getireceğim” dedi. Oturdum, 5 dk sonra 15:25 de adam geldi numaraların üstünü çizmiş. TK 127 sefer sayılı uçakta şu şu yerde uçacaksınız, yalnız 5 dk sonra kapı kapanacak acele etseniz iyi olur diye. Bütün makinam açık yayılmışım… Neyse sinirli bir şekilde toplandım koştum, son dakika yetiştim. Peki ne oldu dersiniz?
Yerimi yabancı birine de satmışlar! Hadi onunla tartış, kabin görevlisine de arada ayrıca bir bağrış çağrış adamı indirdiler, ben oturdum. Bu arada bir de bagaj konusu var…İlk Havalimanına girdiğimde bavulumu vermiştim. Ama üzerindeki sefer sayısı, bindiğim değil; iptal edilen uçağa aitti ve binerken bu konuyu sorduğumda bagajların bu uçağa aktarıldığı söylenmişti.
Saat 15:30 da bindiğim uçak saat 16:20 ye kadar bekledi. Tabi insanlar iyice delirdi derken kalktık. 50 dk süren yolculuğumuzu tamamladık. İstanbula yaklaştıkça sis perdeleri İstanbul’un üzerinde görünmeye başladı. Durumun ne kadar büyük olduğunu gördük. Fakat bir sorun vardı. Sabah benim aldığım bilet Sabiha Gökçen iken bindiğim uçak Atatürk Havalimanı’na yöneldi mi! Hadi bakalım evim de Maltepe’de, o yolculuğu kim çekecek…
Neyse sağ sağlim indik havalimanına. Bitti mi çilem dersiniz; HAYIR! Hava limanı tümden karışmıştı… THY’ye ait uçaklar kalkamadığı gibi; yolcularının bagajları kayıptı ve tabi ki inen uçaklardaki bagajlar da kayıptı. Tam bir KAOS!
Bir görevliye nereden bulacağımızı sorduğumda aldığım yanıt daha fenaydı… “hangi bagaj nerede biz de bilmiyoruz. Kimseden bilgi alamıyoruz” gibi saçma sapan bir cümle kurdular. Pekala İstanbuldaki görevliler de maaşlarının hakkını veremiyor; bunu anlamış oldum. Bu arada ortalıktaki dağılmış bagajlar, her yerde bağrış çağrış Havalimanı inliyor . Kayıp bagaj bölümünü hiç sormayın. Sanırım oradaki iki görevlinin başında en son saydığımda 40 kişi falan vardı. Bir görevli daha bulup “arkadaşım ben bagajımı yarın gelip alırım ama bana şunu söyleyin; diyelim çalındı o zaman ne oluyor?” dedim. Adam ne dese beğenirsiniz. “Beyefendi burdan bavul çalınmaz, sizin bavulunuzu alsalar kapıda yakalarız” (Yahu içine benden habersiz gizli verici mi taktınız). Neyse dedim ki “nereden anlayacaksınız kardeşim? Aldı çıktı dışarı? Ne olacak? “kameralar var kayıtları inceler buluruz” demez mi? ŞAKA GİBİ!
1.5 saat sonunda yeter artık deyip bavulun kaydını tutturup Havalimanından kaçtım. Bu sırada aynı uçakta olduğumuz bavulu kaybolan Hakan Bey sağolsun; karşıya geçiyordu birlikte geçtik ve sağ salim evime ulaştım ama dikkatinizi çekerim saat 13:00 te olan normal uçağım THY yetkilileri tarafından 08:50′ye alınıyor, sonra bu biletin hangi uçağa ait olduğu, ne zaman uçacağı bilinmiyor ve son dakika benim sormam ile 5dk kala bana yeni bir sefer veriliyor… Koşturuyorum, yetişiyorum, koltuk dolu?.. Hadi binip gidiyorum, geldiğim yer Avrupa yakası… Hadi iniyorum, bavulum kayıp!..
Bunları yapan Star Alliance üyesi olan Türk Hava Yolları’na, THY’yi çok beğenmeme rağmen bu akşam yaşananları yakıştıramadım. Demek ki Mobil THY reklamları ile “Feel Like s Star” sloganlarıyla olmuyor. Bugün kendimi hiç de Star gibi hissetmedim! Aksine muhatab dahi bulamadım. THY’de kriz böyle yönetiliyor ise; tercih sebeplerimi gözden geçirmem gerekiyor.
Bavulum ile ilgili son durumu da burada paylaşacağım. Bakalım iş tazminata gidecek mi? Yoksa bavulum bulunacak mı? Bu arada bir de o bavulu gelip alın derlerse; işte bir çıngar da orada çıkacak… Bekleyip göreceğiz…
Siz siz olun “Türk Havayollarının Sis Perdesine” yakalanmayın!



