Hayatın İçinden
Sosyal Medya Brunch’ta Buluştu!
21 Nis
Geçtiğimiz pazar günü “18 Nisan 2010″ tarihinde “Sosyal Medya Brunch” ismiyle bir etkinlik organize ettim. Bu etkinliği organize etmemdeki en büyük sebep, havaların yavaş yavaş ısınıyor olması ve ilkbaharın tadını hep birlikte çıkarma isteğimdi. Bunun yanında etkinliğe “Sosyal Medya Brunch” etkinliği ismini koyma nedenim ise; bambaşka bir sebebe dayanıyordu. Bu sebebi ve organizasyonun detaylarını aşağıdaki maddeler ile sizlerle paylaşmak istiyorum.
Brunch etkinliğine toplamda 93 kişi katıldı. Bu kişilerin ortak noktası ise; her katılımcının bu organizasyonu mutlaka bir sosyal topluluk platformu üzerinden görüp ön ödemesini yaptırarak kayıt olmasıydı. Bu etkinlikteki katılımcılar arasında sadece friendfeed üyeleri değil, twitter, facebook ve hatta sadece blog yazan kişiler de vardı. Böylece tek bir platforma dayalı topluluk değil; sosyal medyanın her alanından insan bir araya gelerek, bir sosyal medya topluluğunu oluşturmuş oldu. Sosyal medya ismiyle gerçekleştirilen ve ön ödeme yapılarak katılınan en büyük etkinliklerden biri olduğunu görmek ise benim için en büyük mutluluktu.
Peki bu saydıklarım neden önemli?
Bu Brunch, hiçbir şekilde maddi bir sponsora dayandırılmadan ya da bir marka ile ilişkilendirilmeden ve herkesin kendi katılım ücretini ödeyerek kaydını yaptırdığı bir etkinlik oldu.
Tüm katılımcılar ödemelerini 10 gün önceden yaparak, markadan bağımsız ve paralı dahi olsa bu tarz organizasyonlara olan ilgisini eksik etmeyeceğini göstermiş oldu.
Kahvaltı esnasında çekiliş yapılarak hediyeler verildi. Verilen hediyeler reklam amaçlı olmadığı için; markalar hiçbir karşılık beklemeden destek verdiler. Bu nedenle kendilerine buradan da isim vermeden teşekkür etmek istiyorum. Böylece ne kadar büyük ve alçak gönüllü markalar olduğunu da belirtmek istiyorum!
En önemli konulardan biri ise; bence bu etkinlikte, Sosyal Medya markalar için bir platform olmaktan çıkıp; gerçek sosyal medya mensuplarının kendi kendine de gücünü gösterebileceğini kanıtlayan bir organizasyon olmasıydı.
Kahvaltı Saat 11:00 – 14:00 arası olmasına rağmen katılımcılar, sabah 07:00 ‘de gelip sabahın ilk ışıklarında fotoğraf çekip, Friendfeed ve Facebook ta paylaştılar. Büfenin saat 2 de kapanmasına rağmen, öğleden sonra 4 e kadar keyifli sohbetlerine devam ettiler.
Organizasyon bedeli olan 25 TL, mekanın verdiği indirimli rakamdı. Yani bu organizasyon hiç bir şekilde kar amacı içermeden düzenlenmiş ve Sosyal Medya mensuplarının istediğinde kendi kendilerine de güçlü bir birliktelik sağlayabildiğinin güzel bir göstergesi olmuştu.
Tüm bu saydıklarımdan sonra; katılımcılara göstermiş oldukları ilgiden dolayı can-ı gönülden teşekkür ediyorum.
Bir başka keyifli organizasyonda aynı kadronun daha da genişlemiş haliyle birlikte olmak dileğiyle…
Eylemlerimiz devam edecek
Not : Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne de tahammülleri için teşekkür etmek isterim. Zira günde en az iki kere arayıp hava durumuna dair bilgi aldım ve sabırla ilgilendiler. 24 saat çalıştıklarını da bu vesile ile öğrenmiş bulunuyorum
Organizasyona Ait Fotoların Albümü Burada: http://picasaweb.google.com/phyromane/MedyaBrunch#
Çok Yakında Videolarıda paylaşacağım
Selam ve Sevgiler…
Çifte Muhabbet
23 Şub

Hayat garip. Hayat cilveli. Hayat kısa. Koca bir karmaşa hayat… Ve karmaşanın içindeki tenefüsler giderek daralıyor. Zil çabuk çalar oldu. İki cümlelik molalarda “hayat nasıl gidiyor” diyebiliyoruz yakına da uzağa da… Oysa çifte muhabbettir bi masa etrafında dostlarla edilen sohbet. Anason kokusunda yuvarlanan kelimelerin tadı başkadır oysa. Sanal bi pencerede “naber” dediğim dost; sana mezem iki nokta ve bir parantezden çok ne ola…
Aynı cümlelerle bitireceğim sözümü. Hayat garip, hayat cilveli, hayat kısa… Biz yetişkin hayatın öğrencisi koca adamlar, bugün ödevleri, dersi, bitmeyen işlerimizi kenara bırakalım. Zili duymayalım. Tenefüs bitmesin sohbet bitmeden…
Mezemiz güler yüz; muhabbetimiz bol olsun… Kadehimiz anason kokulu sohbetle dolsun dostlar…
Türk Hava Yollarında sis perdesi…
21 Kas
Bugün Ankara Bilişim Kurultayı’ndaki konuşmam ardından İstanbul’a evimin yolunu tutmak için Esenboğa Havalimanı’na gittim. Online Check-in yaptığım için; hemen biletimi alıp uçağa binerim diye düşünürken, sıra bana geldiğinde uçakların İstanbul’daki sis nedeniyle gecikmeli kalkacağı söylendi. Saat 13:00 te kalkacak uçağın ne zaman kalkacağı belli değilken, gişedeki bayan “sabah 08:50 uçağına biletinizi kaydırabilirim, birazdan kalkacak” dediğinde şaşırdım. Saat 13:00 ve benim biletimi 08:50 uçağına kaydıracaklar. Aslında sabahtan beri İstanbul’a hiçbir uçak kalkmamış ve sırayla kalkacak olduğu için ilk sırada 08:50 uçağı varmış. Neyse bileti kaydırdık; bekle babam bekle saat oldu 14:00 – 15:00 hiçbir yerde bilgi yok. THY görevlilerine gidip durumu sorduğumda; İstanbul’daki sis nedeniyle herşeyin belirsiz olduğunu ve ne zaman hangi uçağın kalkacağını bilmediklerini söylediler.
İnanabiliyor musunuz elimde THY bileti var, üzerinde bir saat, kapı numarası, koltuk numarası vs… yazıyor… Hadi uçak gecikti diyelim; koca THY’de 1 görevli de o bilete karşılık gelecek uçağı bilmiyor. Ortalık nasıl karıştıysa… Peki bu çalışanlar, koca Türk Hava Yolları’nda çalışan insanlar, aldıkları maaşı nasıl hakediyorlar? Böyle mi ” Star Alliance” üyesi olunuyor acaba?
Bu arada “Green Port” isimli havalimanı içinde bir Cafeye VAIO’mu açıp ofisi kurdum. İşlerime bakarken saat oldu 15:20… Yahu dedim artık biri cevap versin! Gittiğim THY görevlisine sert çıkıştım. Görevliden gelen yanıt; “durun sizi gidecek uçağa yazalım”. Yahu madem bu uçak vardı; neden haber vermiyorsun? Neyse biletimi aldı, “siz oturun ben biletinizi getireceğim” dedi. Oturdum, 5 dk sonra 15:25 de adam geldi numaraların üstünü çizmiş. TK 127 sefer sayılı uçakta şu şu yerde uçacaksınız, yalnız 5 dk sonra kapı kapanacak acele etseniz iyi olur diye. Bütün makinam açık yayılmışım… Neyse sinirli bir şekilde toplandım koştum, son dakika yetiştim. Peki ne oldu dersiniz?
Yerimi yabancı birine de satmışlar! Hadi onunla tartış, kabin görevlisine de arada ayrıca bir bağrış çağrış adamı indirdiler, ben oturdum. Bu arada bir de bagaj konusu var…İlk Havalimanına girdiğimde bavulumu vermiştim. Ama üzerindeki sefer sayısı, bindiğim değil; iptal edilen uçağa aitti ve binerken bu konuyu sorduğumda bagajların bu uçağa aktarıldığı söylenmişti.
Saat 15:30 da bindiğim uçak saat 16:20 ye kadar bekledi. Tabi insanlar iyice delirdi derken kalktık. 50 dk süren yolculuğumuzu tamamladık. İstanbula yaklaştıkça sis perdeleri İstanbul’un üzerinde görünmeye başladı. Durumun ne kadar büyük olduğunu gördük. Fakat bir sorun vardı. Sabah benim aldığım bilet Sabiha Gökçen iken bindiğim uçak Atatürk Havalimanı’na yöneldi mi! Hadi bakalım evim de Maltepe’de, o yolculuğu kim çekecek…
Neyse sağ sağlim indik havalimanına. Bitti mi çilem dersiniz; HAYIR! Hava limanı tümden karışmıştı… THY’ye ait uçaklar kalkamadığı gibi; yolcularının bagajları kayıptı ve tabi ki inen uçaklardaki bagajlar da kayıptı. Tam bir KAOS!
Bir görevliye nereden bulacağımızı sorduğumda aldığım yanıt daha fenaydı… “hangi bagaj nerede biz de bilmiyoruz. Kimseden bilgi alamıyoruz” gibi saçma sapan bir cümle kurdular. Pekala İstanbuldaki görevliler de maaşlarının hakkını veremiyor; bunu anlamış oldum. Bu arada ortalıktaki dağılmış bagajlar, her yerde bağrış çağrış Havalimanı inliyor . Kayıp bagaj bölümünü hiç sormayın. Sanırım oradaki iki görevlinin başında en son saydığımda 40 kişi falan vardı. Bir görevli daha bulup “arkadaşım ben bagajımı yarın gelip alırım ama bana şunu söyleyin; diyelim çalındı o zaman ne oluyor?” dedim. Adam ne dese beğenirsiniz. “Beyefendi burdan bavul çalınmaz, sizin bavulunuzu alsalar kapıda yakalarız” (Yahu içine benden habersiz gizli verici mi taktınız). Neyse dedim ki “nereden anlayacaksınız kardeşim? Aldı çıktı dışarı? Ne olacak? “kameralar var kayıtları inceler buluruz” demez mi? ŞAKA GİBİ!
1.5 saat sonunda yeter artık deyip bavulun kaydını tutturup Havalimanından kaçtım. Bu sırada aynı uçakta olduğumuz bavulu kaybolan Hakan Bey sağolsun; karşıya geçiyordu birlikte geçtik ve sağ salim evime ulaştım ama dikkatinizi çekerim saat 13:00 te olan normal uçağım THY yetkilileri tarafından 08:50′ye alınıyor, sonra bu biletin hangi uçağa ait olduğu, ne zaman uçacağı bilinmiyor ve son dakika benim sormam ile 5dk kala bana yeni bir sefer veriliyor… Koşturuyorum, yetişiyorum, koltuk dolu?.. Hadi binip gidiyorum, geldiğim yer Avrupa yakası… Hadi iniyorum, bavulum kayıp!..
Bunları yapan Star Alliance üyesi olan Türk Hava Yolları’na, THY’yi çok beğenmeme rağmen bu akşam yaşananları yakıştıramadım. Demek ki Mobil THY reklamları ile “Feel Like s Star” sloganlarıyla olmuyor. Bugün kendimi hiç de Star gibi hissetmedim! Aksine muhatab dahi bulamadım. THY’de kriz böyle yönetiliyor ise; tercih sebeplerimi gözden geçirmem gerekiyor.
Bavulum ile ilgili son durumu da burada paylaşacağım. Bakalım iş tazminata gidecek mi? Yoksa bavulum bulunacak mı? Bu arada bir de o bavulu gelip alın derlerse; işte bir çıngar da orada çıkacak… Bekleyip göreceğiz…
Siz siz olun “Türk Havayollarının Sis Perdesine” yakalanmayın!








