Sosyal Medya olarak etiketli yazılar
“Bilgi”li Bir Dünya…
5 Kas
Bundan yaklaşık 10 sene önce, üniversite konusunda gözüme kestirdiğim, benim için önemli ve içinde olmayı çok istediğim bir bölüm vardı. Bilgi Üniversitesi – İletişim Tasarımı bölümü. Ancak özel üniversite olmasından ve en fazla 3 öğrenciye burs verdiklerinden dolayı işim çok zordu. Burslu olmak için girdiğim yetenek sınavıyla birlikte, finallere kalmış, o zamanki bölüm başkanı İhsan Derman’ın ve kurulun karşısına çıkmaya hak kazanmıştım. Ancak kuruldan ne yazık ki burs alamadım
Açıkçası o zamanlar eğitimim için böyle bir bütçeyi de karşılamam çok zor olduğundan Bilgi Üniversitesi ve İletişim Tasarımı bölümü hayallerimi bir kenara bırakıp hayata farklı seçenekler ile devam ettim.
Aradan 10 yıl geçti köprünün altından çok sular aktı. Dün ise (4 Kasım 2011) Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi Yüksek Lisans Programı “Dijital İletişimde Güncel Konular” isimli derste “Öğretim Görevlisi” sıfatıyla yer aldım. Önümüzdeki 3 hafta boyunca cuma günleri, son 10 senede gelişen iletişimin markalar tarafından yeniden nasıl dizayn edildiğini, sosyal medyanın kıvrımlı yollarını ve yaşadığım tecrübeleri katılımcılar ile paylaşıp birlikte değerlendirmeler yapacağız.
“Dijital İletişimde Güncel Konular” dersini, 30’a yakın değerli katılımcı ve 3 önemli isim ile paylaşıyorum. Aslı Tunç, Özgür Uçkan ve bu derste yer almam için bana teklifi getiren Kaan Varnalı.
Aslı Hanım ilk 4 haftalık bölümü geçen hafta itibariyle tamamladı. Ben de 2. bölümde katılımcılar ile birlikte derslerin “Bilgi” ve “İletişim” dolu geçmesini sağlamaya çalışacağım. Umarım kimseyi sıkmadan ve kafa ütülemeden başarılı olurum
Dün ilk dersimiz keyifli, soru cevapların olduğu ve aykırı görüşlerin de paylaşıldığı bir şekilde tam bir bilgi ve iletişim ortamında geçti diyebilirim. Tabii umarım katılımcılar da benimle aynı fikirdedir
Önümüzdeki 3 hafta yeni sosyal medya hikâyelerini, fikirleri, dosya konularını konuşuyor, tartışıyor olacağız.
Derse katılan ve benim de bu yazıya eklemek istediklerim var diyenler, lütfen çekinmeden bu yazının altına yorumlarını bıraksınlar…
Benim için bu güzel ve keyifli gelişmeyi hem bloguma not düşmek hem de sizlerle paylaşmak istedim. Unutmadan bu programda yer almama vesile olan Ayşegül Molu ve Kaan Varnalı’ya da ayrıca teşekkürlerimi sunarım.
Ders planımız ise şu şekilde;
| Bölüm / Öğretim Görevlisi | Tarih | Konu |
| Yrd.Doç.Dr. Kaan Varnalı | 30 EylülCuma | Giriş“Dijital İletişim” Kavramı |
| Bölüm I: Dijital AktivizmDoç.Dr. Aslı Tunç
|
7 EkimCuma | Aktivizm, Netdaşlık Nedir? Dijital Âlemde Bireyin Güçlenmesi Tartışmaları. Sanal Âlemde Nereye Gidiyoruz? Değişen Politika Kavramı, Facebook Aktivizmi. |
| 14 EkimCuma | Sosyal Medyanın Rolü: Tunus ve Mısır’da Ne Oldu? Dünya’da ve Türkiye’de Twitter, Facebook ve Bloglar Üzerinde Toplumsal Örgütlenmeler. | |
| 21 EkimCuma | Aktivizm Hacktivizm’e Karşı. Kuramsal Tartışmalar ve “Anonymous” Vakası | |
| Ders Yok | 28 EkimCuma | Yarım Gün Tatil – Cumhuriyet Bayramı Öncesi |
| Bölüm II: Dijital Marka TopluluklarıErcüment Büyükşener | 4 KasımCuma | Markanın Kendi Sosyal Mecrasını Yaratması. Sosyal Medya ve Müşteri İlişkileri Arasındaki Bağlantı. Sosyal Medya İçeriğinin Oluşturulması ve Yönetilmesi. |
| 11 Kasım Cuma | Sosyal Ağlardan Bağımsız Marka Toplulukları. Sosyal Medyada Marka Elçilerinin Yaratılması. Marka Topluluklarından Örnekler (Yerel / Global). | |
| 18 Kasım Cuma | Bloggerlar Kimlerdir? Marka Blogları ve Kişisel Bloglar. Blogger İlişkileri Yönetimi. Blogger Kampanyaları ve Organizasyonlarından Örnekler. | |
| 25 Kasım Cuma | 18 Kasım’da verilecek brif üzerinden hazırlanacak olan kampanya sunumları. | |
| Bölüm III: Dijital DiplomasiDr. Özgür Üçkan
|
2 AralıkCuma | Network kültürü ve network ekonomisiyle ilgili genel bir çerçeve çizilecek; siyaset ve ulus-devletler ile ilgili etkileri tartışılacak. |
| 9 Aralık Cuma | Diplomasideki yeni eğilimler, özellikle de internetin diplomasiye etkileri tartışılacak ve ‘Dijital Diplomasi’ kavramına ilişkin bir açılım geliştirilecek. | |
| 16 Aralık Cuma | “Dijital Diplomasi” kavramı detaylandırılacak. | |
| 23 Aralık Cuma | Wikileaks ve Arap Baharı gibi önemli olayların yeni diplomasiye etkileri tartışılacak. Diplomasinin yakın geleceği hakkında bir açılım eleştirilmeye çalışılacak. | |
| Yrd.Doç.Dr. Kaan Varnalı | 30 Aralık Cuma | Bahsi geçen konuların iletişim paradigması ve pazarlama iletişimi uygulamaları üzerindeki etkilerine dair tartışma.Kapanış ve GeribildirimÖğrenim çıktılarının değerlendirilmesi |
Sosyal Veriyi Anlamlandırmak
20 Ağu
Markaların son dönemde “Sosyal Medya”ya yaptığı yatırımlar hızlı bir yükselişte. Marka yöneticileri kafasını ne tarafa çevirse “Dijital Ajans” “Pr” “Event” “Reklam Ajansı” vs. sürekli bir sosyal medya motivasyonu ile karşılaşıyorlar. Sosyal Medyada öncelikli hedef markanızın tüketicilerine ve potansiyel müşterilerinize ulaşmak. Ancak önemli bir konunun atlanıldığını düşünüyorum. Adı üstüne “Sosyal” olan bu dünyada hedef kitlenize ulaşırken onların sosyal paylaşımlarını ve takip ettikleri içerikleri ne kadar tanıyorsunuz?
Gerçekten dijital ve sosyal bir marka yaratmaya çalışırken, asıl isteğiniz sosyal anlamda tanımadığınız ama müşteriniz olmasını istediğiniz (belkide istemediğiniz) kişilerin sizi “Like” ve “Follow” etmesi midir?
Yoksa gerçekten markanız ile hedef kitleniz arasında kişilere ve karakterlere göre özelleştirildiğiniz sosyal bir marka dünyası yaratmak mıdır? Seçiminiz markanızın dijital geleceğini tümüyle etkileyecektir.
Marka yöneticilerinin tam da bu noktada durup düşünmesi ve kendilerine şunu sorması gerekiyor. Gerçekten “Sosyal Medya/Mecra” kelimesinin karşılığını vererek mi bu dünyada yer alacaklar/alıyorlar?
Like ve Takipçi sayınızın arttığı platformlarda hedef kitleniz olduğunu var saydığınız insanlara “içerik okyanusu” içerisinde sağından solundan su sıçratmaktan vazgeçin ve onların ne istediğini dinleyerek Sosyal Medya yatırımlarınıza bu yönde şekil verin.
Facebook ve Twitter Peşinde Yorulan Markalar!
3 Mar
Digitalage 2011 Mart Sayısı Yazımın Tamamıdır.
Geçtiğimiz günlerde WeeklyWorldNews web sitesinin bir haberiyle birlikte, “Facebook 15 Mart tarihinde kapanıyor” söylentisi, kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Bu asparagas haber, öyle büyütüldü ki; yüz binlerce kişi, sosyal ağında bu haberi paylaştı, ulusal gazetelerin web sitelerinde haber “Facebook Kapanıyor” şeklinde yerini aldı. Facebook’un yaptığı resmi açıklama ile öğrenildiği ve tahmin edildiği üzere; tabii ki bu haber gerçek değildi. Ama yarattığı etki düşündürücüydü.
Olaya markaların izlediği sosyal medya iletişim stratejileri açısından baktığımızda ise; durumun pek iç açıcı olmadığını düşünüyorum. Şu an Türkiye’de ve dünyada birçok markanın sosyal medya stratejilerini, Facebook marka like page’leri (beğenilen sayfa) üzerine kurmuş olduklarını görüyoruz. Hatta bu gruplardaki hayran sayılarını birer başarı göstergesi olarak kabul ederek, rakip markaların hayran sayıları ile yarışa girdiklerini de söylemek yanlış olmaz sanırım. Tabii sadece Facebook için değil; aynı boyutta olmasa da Twitter için de marka takipçi sayıları ile ilgili aynı şeyleri söyleyebiliriz. Markaların Facebook ve Twitter odaklı planladıkları koca bir seneyi kaplayan ya da dönemsel sosyal medya stratejilerini düşünelim. Ya Facebook’un kapanma haberi gerçek olsaydı? Acaba kaç markanın dijital ve sosyal medya stratejisine koca bir yumruk inerdi?
İllüstrasyon: Aybüke Altınöz Büyükşener
Olaya sadece Facebook’un ya da Twitter’ın kapanması diye bakmamak lazım. Facebook’a bağımlı stratejiler kuran markaların, oyunu Facebook’un koyduğu kurallara göre oynamak zorunda kalıyor olması da işin diğer bir dikkat çekici boyutu. En basit örneğiyle; marka grubunuzun duvarında promosyon faaliyetlerinde bulunamamanız ya da marka sayfasını beğenen bir kişinin bunu arkadaşına tavsiye eden butonun aniden kaldırılması gibi gelişmeler markanın yayılma politikalarını olumsuz etkileyebiliyor. Kısacası markanızın nasıl bir iletişim yolu izleyeceğinin genel kriterlerini Facebook belirliyor.
Diğer bir yandan; Facebook’ta tüketicinin ilgilendiği markanın sayfasını beğenmesi ve bu sayfa üzerinde markanın yaptığı iletişimi beğenerek paylaşması, tabii ki marka için bir etkileşim yaratıyor. Bunu inkar edecek değilim. Zira bu etkileşim, marka için yeni tüketicilere ulaşmak adına son derece önem arz ediyor. Ancak bu tek düze iletişimi Facebook içerisinde tutmak ve sürekli içeride çevirmek ne kadar doğru?
Bu işi bir adım öteye taşıyarak; geniş çaplı yapılandırılmış mikro siteler ile işi Facebook dışına taşıyan markaların, kısa vadede Facebook’u araç olarak kullandıklarını görebiliyoruz. Yapılan bu mikro siteler, Facebook’u araç olarak kullanarak tüketicisini dışarı çekmeyi başarabilen bir diğer strateji. Bu stratejilerde ise; ulaşılan hedef kitle ile kısa süreli yaşanan birlikteliğin ardından, projenin sonundaki havuç ile yaşatılan etkileşimin neticesinde sürdürülebilir bir dünya kurulamıyor.
Kısacası; bugünün trendi olan Facebook, Twitter ve benzeri platformlar, kesinlikle kitlelere ulaşmak için doğru bir araç olarak yerini korumaktadır. Ancak ulaşılan kitleye yaşatılan deneyimin bu platformların dışında da günlük, haftalık, aylık değil; sürdürülebilir bir şekilde sağlam bir stratejik zemine oturtulması gerekmektedir. Aksi takdirde, sadece Facebook ya da Twitter üzerine kurulan sosyal medya iletişim stratejilerinin, trendin başka bir yöne çevrilmesi ya da imkansız gibi gözükse de kapanmaları ile, sekteye uğraması kaçınılmaz. Bu durumda yeni bir sosyal ağın “like” butonuna tüketicileri tıklatmak için planlar yapmadan önce daha doğru adımlar atmak gerekmektedir.
Peki Ne Yapmak Lazım?
Öncelikle atılması gereken en önemli adımın Facebook ya da Twitter’ı sosyal medya stratejilerimizin merkezine koymak yerine, bu platformların sadece başarılı bir dijital ve sosyal enstrüman olduğunu anlamak gerekiyor. Tabii bunu söylerken de; Facebook’un sosyal medya stratejilerimizde orkestranın en önemli enstrümanlarından biri olduğunu unutmadan bu yola devam etmek gerektiğini düşünüyorum.
Sosyal ağlardan güç alan ve tüketiciyi tetikleyen mikro sitelerin de geçici bir çözüm olduğunu bilmekte fayda var. Bir marka için dönemsel kampanyalar ve ürünler için tabii ki mikro siteler hayata geçirilebilir. Ancak bu aksiyon dün olduğu gibi bugün de sürdürülebilir bir dünya yaratmayacaktır.

Tam bu noktada iki seçeneğimiz bulunmakta;
Eğer marka, tüketicilerini ve potansiyel müşterilerini peşinden sürükleyebilecek bir gücü taşıyor ise, bu güçten yararlanarak kendi sosyal dünyasını web ortamında yaratabilir. Bunu sürdürülebilir bir şekilde konumlandırması ilk seçenek olarak dijital stratejide yerini almalıdır. Tabii ki bu planın içerisinde de tüketicilere ulaşacağınız yerlerden biri Facebook olacaktır. Ama bu sefer Facebook, amaç değil; sadece araç olarak stratejinin bir parçasıdır.
İkinci seçenek ise; marka ve ürüne uygun daha ilgili niş gruplardan faydalanarak kendi marka elçilerinizi yaratmaktır. Bu kişiler, Facebook’taki kendi grubunuz içinden de seçilebilir. Bu tüketicilerin markaya olan gönülden bağlılıklarını gerçek dünyaya taşımak ve Facebook dışında sizin uzaktan uzağa desteklediğiniz bir oluşuma imza atmalarını sağlamak mümkün olabilir.
Bu iki seçenekte de dikkat çekici olan ortak nokta; markanın kendi sosyal iletişim kanalını bağımsız bir şekilde yaratıyor olmasıdır. Tüketiciniz ve potansiyel müşterileriniz de direkt sizin kurduğunuz ya da tüketicilerin kurduğu bu platformlarda markaya kendini daha yakın hissedecektir. Yaratacağınız bu platformların, son kullanıcıya paylaşım fırsatı sunduğunu, kullanıcıların sadakatini ve yeniden satın alma isteklerini körükleyebileceğini de pek tabii söyleyebiliriz.

Popüler de olsa başka birine ait bir platformda yaratılan, kararlarını %100 sizin alamadığınız ve alternatifinin yaratılmadığı bir dünyanın yarın markanıza hangi kısıtlamaları getireceğini asla bilemezsiniz.
Bir diğer yandan Facebook’ta marka çatısı altında toplanan insanların, aynı zamanda Facebook’a üyelerini anlamlandırma noktasında, büyük bir fayda sağladığını da unutmamak lazım. Bu tüketiciler, sevdiği markaları beyan ederek; aslında kendi marka haritalarını da Facebook’a sunmaktadırlar. Aslında tüm markalar, el birliğiyle Facebook’un ekmeğine yağ sürüyor da diyebiliriz.
Tüm bunları yazarken, “Facebook’tan uzak durun” gibi bir anlam çıkarılmaması gerektiğini de eklemek isterim. Facebook, markaların tüketicilerine ulaşması için sosyal medya stratejisinde en kuvvetli kanal olarak şu an yerini koruyor. Ancak bu kanalın, kendi okyanusunuzu yaratmak için bir fırsat olduğunu unutmadığınız sürece… Zira yanlış stratejiler neticesinde; okyanusa varmak dururken damlaya muhtaç olmak da mümkün…






